Macron’un içte ve dışta çöküşü

İngiltere’nin birlikten ayrılmasının ardından Almanya ile Avrupa Birliği’nde liderlik mücadelesine giren Fransa, hem iç politikada hem dış politikada zor günler geçiriyor. 2017’de ilk kez göreve geldiğinde iddialı hedefler açıklayan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçen 6 senede toplumda hayal kırıklığı yarattı. 2018’de yükselen akaryakıt fiyatları ve yaşam maliyetleri nedeniyle uzun süre “Sarı Yelekliler” protestolarına sahne olan ülke, ocaktan bu yana da emeklilik reformu karşıtlarının sokağa inmesi nedeniyle zor günler geçiriyor. Başbakan Elisabeth Borne ve diğer yetkilileri de protesto eden göstericilerin bir numaralı hedefinde ise Macron var. İç politikada bu sıkıntılar yaşanırken, Macron yönetimi dış politikada da yıllardır istediği sonuçları almaktan uzak. Uzun yıllar sömürdüğü Afrika kıtasında ayrıcalıklarını yavaş yavaş kaybetmeye başlayınca yeni bir yaklaşım arayışına giren Macron, Yeni Fransa Stratejisi’ni açıkladıktan sonra kıtaya yaptığı ilk ziyarette umduğunu bulamadı. Batı Afrika’da Burkina Faso ve Mali’de kısa süre önce askeri üslerinin kapanmasıyla etki kaybı yaşayan ülke, Macron’un Gabon, Angola, Kongo ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden oluşan Orta Afrika ziyaretlerinde de beklediği etkiyi oluşturamadı.

Fransa alev alev

Fransa’da hükümet, Anayasa’nın 49. maddesini devreye sokarak emeklilik yaşının 62’den 64’e yükselten yasayı meclis oylaması olmadan geçirme kararı aldıktan sonra protestolar kontrolden çıkmaya başladı. Ocak ayında belli meslek gruplarının katılımıyla başlayan gösteriler, perşembe günü 1 milyondan fazla kişinin sokağa indiği ülke çapında gösterilere dönüştü. İçişleri Bakanlığı verilerine göre başkent Paris’teki yürüyüşe 120 bin kişi katılırken, Bordeaux kentinde belediye binası ateşe verildi. Olayın görüntülerinde, belediye binasının ön kapısının alev aldığı görüldü. Hali hazırda başkent Paris’te çöp dağları oluşturan grev kabusu ise geri dönüyor. Sendikalar, emeklilik reformunu protesto etmek için gelecek hafta yeniden greve gitme kararı aldı.

“Kibirli” Macron

Fransa’da yapılan bir kamuoyu araştırması, Macron’un emeklilik reformunu savunduğu çarşamba günkü konuşmasının her 10 Fransız’dan 7’sini kızdırdığını ortaya koydu. Ülkede 1037 kişi ile yapılan ankete göre, Fransızlar, Macron’un ülkedeki kitlesel protestolara rağmen Parlamentoda oylamaya sunulmadan kabul edilen emeklilik reformu konusundaki tezlerini ikna edici bulmadı. Fransızların yüzde 65’i Macron’u “kötü”, yüzde 69’u da “kibirli” bir cumhurbaşkanı olarak değerlendirdi.

Koltuğu sallanıyor

Tartışmalı reformun Ulusal Meclis’ten oylama yapılmadan geçirilmesinin ardından düzenlenen ankette katılımcıların yüzde 71’i hükümetin istifasını istediğini belirtti. Katılımcıların yüzde 65’i ise reforma karşı kitlesel gösteri ve grevlerin sürdürülmesi gerektiğini düşünüyor. Reformdan sonra Macron hükümetine karşı verilen gensoru önergesi ise kıl payıyla başarısız oldu. 278 milletvekilinin lehte oy vermesine rağmen 287 olan oy çoğunluğun 9 oyla sağlanamaması nedeniyle reddedildi.

‘Fransafrika’nın sonu

İç politikada kriz sürerken, Fransız hükümeti dış politikada da başta Afrika olmak üzere zor günler geçiriyor. Mart ayının başında dört ülkeyi kapsayan Afrika turuna çıkan Macron, Fransa’nın II. Dünya Savaşı sonrası Afrika ile kurduğu ilişkileri ifade etmek için kullanılan ‘Fransafrika’nın sonunun geldiğini duyurdu. Yeni Şafak’a konuşan Türkiye’nin eski Senegal Büyükelçisi ve Afrika Araştırmaları Derneği (AFAM) Koordinatörü Prof. Dr. Ahmet Kavas, Afrika ülkeleriyle karşılıklı saygı temelinde bir ilişki kurulmasının, Fransa gibi kıtada asırlara dayalı sorunlu geçmişe sahip bir ülke için kolay olmadığını ifade etti. Kavas, “Herkes dünün Fransızlarının neler yaptıklarını biliyor. Bunlar unutulursa yeni sayfa açılır mı? Ama tüm tarihi kayıtlar bunlarla dolu. Kibirsiz bir yaklaşım göstereceğiz deniyor ki, bu kelime neden kullanılır anlamak zor. Normalde ilişkiler kibirli idi de artık kibirsiz mi olunacak denmektedir. Kompleksiz ilişkilere başlayacağız demek dahi aynı şekilde algılanabilir” şeklinde konuştu.

Kriz sarmalında

Geçmişe sünger çekmenin Paris yönetimi için oldukça zor olacağının ilk işaretleri ise çok geçmeden geldi. Macron’un Demokratik Kongo Cumhuriyeti ziyareti sırasında ülkede yaşanan sorunlar için yerel liderleri suçlaması üzerine beklemediği bir sert tepkiyle karşılaştı. “Böyle sert ifadelerle söylediğim için üzgünüm ama (üzerimizde) tekrar egemenlik kuramayacaksınız” şeklinde konuşan Kongolu lider Felix Tshisekedi, basın toplantısında üslup konusunda Macron’a uyarı yaptı. Basın toplantısında yaşanan gerginliği hatırlatan Orta Doğu ve Kuzey Afrika Uzmanı Sami Hamdi, bu tutumun Fransa’nın geçmiş ile ilgili bir pişmanlık duymadığı hissiyatını perçinlediğini ifade etti. Hamdi, “Macron’un kendisi, ülkesinin geçmişteki suçlarının güçlü bir inkarcısı. Sömürge döneminde acı çekmiş insanların aileleri için özür dilemeyi reddediyor ve Afrika’dan gelenlere vize süreçlerini keyfi şekilde değiştirmek gibi yöntemlerle kıtayı hâlâ politik olarak terbiye etmeye çalışıyor” şeklinde konuştu. Geçtiğimiz yıl Macron’un, ülkesinin 1994’te işlenen Ruanda Soykırımı’ndaki rolüne ilişkin sorumluluğunu kabul etmesi ancak suç ortağı olmadıklarını söylemesi tepki çekmişti. Uluslararası birçok rapor, Fransa’nın Ruanda’da etnik çatışmaları körükleyici yaklaşımının, 1994’te 800 bin kişinin öldürüldüğü soykırımda en önemli etken olduğunu belirtiyor. 2020 yılında, soykırımdan 26 yıl sonra baş şüpheli Félicien Kabuga, sahte kimlikle yaşadığı Paris’te yakalanmıştı.

Dişli rakipler

Geçmişte bazı Avrupa ülkelerinin Afrika’da tekel kurmasına karşın kıtaya ABD, Hindistan, Rusya ve Çin gibi birçok yeni aktörün artık daha fazla ilgi gösterdiğini ifade eden Kavas, bu durumdan en iyi Fransa’nın haberdar olduğunu ve eski itibarını geri getiremese bile en azından yeni siyasal söylemler geliştirerek sahayı büsbütün kaybetmemek için hamleler yaptığını ifade etti. Kavas, “Fransa, bu rakipleri insan kaynağı ile aşabilecek imkanlara sahip değil. Dahası ülkesindeki yabancı düşmanlığı Afrika ülkelerindeki insanların aşırı tepkisini çekiyor. Fransa’nın askeri varlığıyla kıtanın güvenliği sağladığını iddia ettiği ülkelerde o kadar ciddi terör oluşumları ortaya çıktı ki, bunların ellerindeki silahları kimin verdiği gibi sorular devam sorulmakta” şeklinde konuştu. Hamdi, Fransa’nın kıtayla gerginleşen ilişkilerindeki temel etkenin, sıradan Afrikalıların Macron’un beyanlarına, Fransa’nın askeri politikalarına ve Paris yönetiminin yerel siyasete sürekli karışma çabasına duyduğu öfke olduğunu söyledi. Hamdi, “Daha önce alternatiflerin yokluğu ve Paris yönetiminin sömürge geçmişinde gelen ekonomik avantajı nedeniyle kendilerini Fransa’dan ayrıştırmakta zorlanan Afrikalı liderler, kamuoyundan bu yönde gelen baskılara maruz kalıyorlardı. Ancak Çin, Rusya ve Türkiye gibi aktörlerin güçlü şekilde kendilerini göstermesiyle, artık halktan gelen Fransa’dan ayrışma talebini yerine getirebiliyorlar” şeklinde konuştu.

Korsika’da da tepki büyüyor

Eski sömürgeleriyle gerilimli ilişkisi süren Fransa’ya bir darbe de Korsika’dan geldi. Paris yönetimine bağlı Akdeniz adasında bir mahkemenin, yerel parlamentoda Korsika dilinin kullanılmasını yasaklaması halkta öfkeye neden oldu. Mart başında Bastia şehrindeki mahkemede alınan kararda, Fransız anayasasının kamu görevlerinin yerine getirilmesinde izin verilen tek dilin Fransızca olduğu yönündeki maddesine atıf yapıldı. Kararın ardından sokaklara inen Korsikalı milliyetçiler, molotofkokteyli tutan protestocuları alkışladı. Karara tepki gösteren Korsika’daki özerklik yanlısı yetkililer de, bu durumun Korsikalıların kendi dilini konuşma hakkının elinden alınması anlamına geldiğini ifade etti ve adada Korsika diline Fransızca ile birlikte resmi statü verilmesini istedi. Bağımsızlık yanlısı Core in Fronte partisi ise, Twitter’dan Korsika dilinde “utanç” yazılı bir paylaşımda bulundu. Yıllardır Fransa’yla gergin ilişkilere sahip adada, özerklik ve bağımsızlık çağrıları gün geçtikçe artıyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*