Zülfü Livaneli’den Madımak mesajı: Hala o çığlıklar devam ediyor çünkü adalet yerini bulmadı

Usta sanatçı Zülfü Livaneli Almanya’nın Ulm şehrinde düzenlenen “Livaneli Kültür-Sanat Günleri’nin onur konuğu oldu.

Odak Kültür Atölyesi organizasyonu ve Turkuaz Kültür – Sanat Kuruluşu’nun katkıları ile Almanya’da ilk kez düzenlenen etkinlikte Zülfü Livaneli’yi sanatçı ve gazeteci dostları yalnız bırakmadı. Zülfü Livaneli Odatv’ye özel açıklamalarda bulundu.

Uzun zamandır sürgünde yaşadığınız yerlere bugün onur konuğu olarak geldiniz. Bu nasıl bir duygu?

Zülfü Livaneli: Çok etkileyici bir duygu. Ulm’deki arkadaşların Odak Kültür Atölyesi ve Turkuaz Kültür Sanat kuruluşu bu etkinliği büyük bir heyecanla, büyük kadrolarla ve emeklerle hazırlamış. Burada bu akşam büyük bir emek gördüm. Enstrümanlar, düzenlemeler, notalar, akortlar, ses provaları, koro.. Bunları ayarlamak kolay değil. Türkiye’de hiç eğitim görmemiş, küçük minicik şahane sanatçılar bugün şarkılarımı söyledi. Uzaklardan gelenler, sevgili dostlarım, sahnedekiler, oradakiler. Hepinize çok teşekkür ederim. Benim için çok güzel bir anı oldu, güzel bir gün oldu. Bu etkinlik beni etkilediği kadar biraz da hüzünlendirdi. Gurbetteki insanların kendi kök kültürleri ile ilişki kurmak için ve onu yaşatmak için büyük bir çaba göstermeleri çok değerli. Her davet edildiğim yere gidemiyorum ama buraya iyi ki geldim.

Sürgünde yazdığınız şarkıları şimdi belki de hiç Türkçe eğitim almamış Almanya’da doğup büyümüş gençler ezbere söylüyorlar.

Zülfü Livaneli: Bu çok gurur verici. Mesela 1980 darbesinin acıları çekilirken birkaç ay tek başına yaşamak zorunda kaldığım Stuttgart’ta yaptığım “Dağlara Küstüm” şarkısı. Parçayı önce eşim, sonra eşim dostum dinledi. Daha sonra herkese yayıldı ve o şarkıyı bugün bu çocuklarımız Almanya’da çalıp, söylüyorlar. Sanatın bu devamlılığı göstermesi çok önemli. Bu sözü kendime yormuyorum ama çok seviyorum; “Bir ülkenin, bir halkın türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha kalıcıdır” Gerçekten de öyle. Çünkü ben yasa yapıcı olarak da mecliste bir dönem geçirdim. Politikalar, politikacılar, makamlar gelir geçer fakat bizim bu sahnedeki arkadaşımız Sunay Akın gibi, Barış İnce gibi, Zafer Köse gibi sanatçıların yaptıkları kalır.

“Yaşamak görevdir yangın yerinde” şarkınız koro tarafından seslendirildiğinde hüzünlendiniz…

Zülfü Livaneli: 2 Temmuz 1993 hepimizin hüzünlenmesi gereken, bir utanç günü. Maalesef bu utancı temizleyemedik. Hala o çığlıklar devam ediyor çünkü adalet yerini bulmadı. Adalet, yargı, cezasızlık konusunda acıları çok olan bir ülkeyiz. Sadece Sivas değil, bizim topraklarımızda acı çeken birçok insan var ve bu acıların hesabı sorulmuyor. Bizler de Türkiye’de bu hesapların sorulacağı günler mutlaka gelecek ve ülkemiz demokratik bir hukuk devleti olacak diye inanıyoruz, güveniyoruz ve çalışıyoruz.

KÜÇÜK SOLİST DAMGA VURDU

İki gün olarak düzenlenen programın ilk gününde Zülfü Livaneli’nin senaryosunu yazdığı ve yönettiği “Veda” filmi sinemaseverlerle buluştu. Gerçekleştirilen “Livaneli Sanatı” okur buluşması ile “Son Ada” ve “Seranad” kitapları ve Zafer Köse’nin “Son Ozan Livaneli” isimli kitabı üzerine sohbet edildi. “Livaneli Sanatı Semineri” konulu etkinliğe Sunay Akın, Barış İnce, Zafer Köse ve Henning Schmiedt konuşmacı olarak katıldı.

Etkinliğin ikinci günü konser ile devam etti. Zülfü Livaneli’nin hayatından kesitlerin okunduğu konserde, Livaneli’nin şarkıları koro eşliğinde hep bir ağızdan söylendi. Özellikle küçük solist Neva Çabuk’un söylediği solo şarkılar Livaneli’yi çok duygulandırdı.

Konserin, Sivas katliamının yıl dönümüne gelmesi nedeni ile salonda duygusal anlar yaşandı. 2 Temmuz 1993 günü Madımak Oteli’nde aydınların diri diri yakılmasaydı Zülfü Livaneli, o olayda hayatını yitiren arkadaşı şair, yazar Metin Altıok ile 3 Temmuz’da İstanbul’da buluşmak üzere sözleşmişlerdi.

DUYGULANDIRAN HİKAYE

Yaşamak görevdir yangın yerinde” şarkısı söylenmeden önce anlatılan hikâye salonda bulunan dinleyicileri oldukça etkiledi:

“Zülfü Livaneli, Ataol Behramoğlu ve Metin Altıok dünyaya aynı duyarlılıkla bakan bu üç insanın yolu ilk gençlik yıllarında kesişmiş, dost olmuşlardı. Sonraki yıllarda bir türlü bir araya gelemeyen üç iyi arkadaş 03 Temmuz 1993 günü İstanbul’da buluşmak üzere sözleşmişlerdi. Ancak İstanbul’da planladıkları buluşmayı Metin Altıok’un Sivas’ta düzenlenecek olan Pir Sultan Abdal şenliklerine katılacak olmasından dolayı ertelediler. 02 Temmuz öğle saatlerinde Sivas’tan gelen haberler dehşet vericiydi. Memleketin en önemli aydınlarının ve sanatçılarının bulunduğu Madımak oteline yobazlar saldırıyor, etrafı ateşe veriyorlardı. Livaneli büyük bir endişe ve içinden taşan öfkeyle olayları televizyondan takip ediyordu. Metin Altıok’ta orada, yükselen alevlerin arkasındaydı. Başka yerlerde otuz kişilik hak arama gösterisine yüz kişilik yüzsüzlükle saldıran güvenlik güçlerinin olaya herhangi bir müdahalesi olmuyordu. Vali, hükümet, gelişmeleri sadece izliyorlardı. Televizyonu izlerken Livaneli’nin içindeki dehşet büyüyordu. Dört yüz yıldır çalıp söylenen türküler tutuşuyor, kalem tutan eller kurban ediliyordu. Pir Sultanlar yanıyordu. Bu memleket bir daha bugünü yaşamamış gibi olamayacaktı. Metin Altıok bu yangın yerinden ağır yaralı olarak çıkacaktı. Ancak altı gün yaşayabilecekti. Zülfü, Ataol ve Metin bir daha görüşemeyecekler, eski günlerini konuşamayacaklar, yeni şiirlerini okuyamayacaklardı. Üç arkadaş oturup rakı içemeyecekti. Bu kabul edilemezdi. Ve yangın yeri albümünde üç dostun buluşması sağlandı. Metin Altıok’un bir sözünün alındığı, onun adının geçtiği ve Ataol Behramoğlu’nun yazdığı şiiri Zülfü Livaneli besteledi. “Yaşamak görevdir yangın yerinde, yaşamak insan olarak”

Üç arkadaş o gün planladıkları gibi İstanbul’da buluşamamışlardı ancak hüzünlü bir şekilde bu şarkıda buluşmuşlardı.

Deniz Gezginci

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.